Niye hepimiz kusursuz olmaya çalışıyoruz. En başarılı, en fit, en güzel... Ben çok yoruldum bu empoze edilen "en" olmaya çalışmaktan. Bunun hediyesi omuzumdaki sinir sıkışmasıdır.
Paşabahçedeki rafta duran 100 tane vazoya benzemektense, bir antika dükkanında tek başına vitrinde duran ve gerçekten onu beğenerek evine alacak sahibini bekleyen, hatta üzerinde de yaşanmışlıkların izini yansıtan belki minik çatlakları olan yine göz kamaştırıcı olduğu için sahip olunmak istenen benzersiz bir vazo olmak istiyorum.
(bu cümleyi nasıl kurduysam...)
Evet duydum… antika dukkanına cok az kisi girer...
Paşabahçeye girip öylesine bir şey alan biri mi (What the market offers or whatever it gets gençliği) ya da araştıran, meraklı, kendisi ile bir bağ kurmak isteyen (olgun ve dolgun ayrıca zevkli) biri mi?
İstiyorum ki beni her halimle, olduğum gibi bilerek ve isteyerek seçsin bir sonraki kişi. Salonun en güzel yerine koysun, değerimi bilsin ki sonra bir ikea parçası ile beni değiştirmesin.
Tuesday, August 31, 2010
So pick me, choose me, love me
Bu akşam biraz caddede dolaşmak istedim. Bugün müşteriye gittiğim için şıkım ayrıca! Canım eve girmek istemedi, dolaşmak istedim. Yeni aldığım cici eteğim ve bluzumu cümle içinde, hayattan bir sahnede kullanmak istedim. Hem hani olur yaa belki "biriyle" karşılaşırım ya da "biri" beni görür.
Dolanırken sevgili arkadaşım G'yi aradım. Onunda işi yokmuş. Hemen buluşup birşeylere yemeye karar verdik. G ile tam siparişlerimizi vermişken arkadan biri geldi merhaba dedi. İlk aşkım, ilk erkek arkadaşım!! (bu dünyada hoşlandığım insanı en çok görme rekoruna sahip olacağım sanırım, neyse...) Tabi ben hemen karın içeri göğüs dışarı sırt dik..."süper bişiiiim ben valla" moduna geçtim. Ayak üstü lafladık. O birşeyler atıştırmak için gelmiş. Başka arkadaşları ile de karşılaşmışmış vs. vs.
Yeni beyaz fabrika gömleğim, siyah tiril tiril park bravo eteğim, taze makyajım, fonlu saçlarım, büyük boy siyah deri iş çantam ve siyah rugan babetlerimleyim. Karşımda turuncu t-shirt, kahverengi kapri altı lastik ayakkabı ve eldeki migros poşeti ile bana eski sevdiceğim Murphy'nin kazığını yedi ama nemo problemo. Bu hayatta belki de nadiren ben Murphy'e onun kurallarına çelme takıyorum!!
Bu koskocaman İstabul'da aynı kişi (eski erkek arkadaş) ile sürekli karşılaşma olasılığı nedir?? Tesadüf mü? Hayır lütfen tesadüf demeyin. 10 küsür milyonluk İstanbul'da 7 ayda 5 kere karşılaşmaya tesadüf diyemiyorum. Benim onu, onunda beni takip etmediğine eminim üstelik. Buna kader diyorum. Ya ben onu 11 sene önce bırakarak hata yaptım ve he’s the “one” ya da o kesinlikle hayatımın erkeği değil ve bunla yüzleşmem gerekiyor. Tek bildiğim bu tesadüf değil. Onu karşıma alıp; “Daha ne kadar karşılaşacağız işte. Kabul et, istesek de istemesek de karşılaşcağız sen kabul edene kadar. Bu tesadüf değil. Beni hayatında istemiyorsan bunu söylemen gerek ki bir daha karşılaşmayalım. İstiyorsan da kabul edip söylemelisin. Bir şekilde bunu halletmemiz gerek.”
Sonra Grey’s Anatomy’den bir alıntı geliyor aklıma bu da benim versiyonumdur sana; “Okay, here it is your choice... I still love you really, big pretend to like your taste in music, even you hate yourself/ the man I love, like sex&city more than I do, unfortunate way that makes me hate you, love you. I promise not to repeat mistakes again. You are changed - I'm changed. So pick me, choose me, love me."
Dolanırken sevgili arkadaşım G'yi aradım. Onunda işi yokmuş. Hemen buluşup birşeylere yemeye karar verdik. G ile tam siparişlerimizi vermişken arkadan biri geldi merhaba dedi. İlk aşkım, ilk erkek arkadaşım!! (bu dünyada hoşlandığım insanı en çok görme rekoruna sahip olacağım sanırım, neyse...) Tabi ben hemen karın içeri göğüs dışarı sırt dik..."süper bişiiiim ben valla" moduna geçtim. Ayak üstü lafladık. O birşeyler atıştırmak için gelmiş. Başka arkadaşları ile de karşılaşmışmış vs. vs.
Yeni beyaz fabrika gömleğim, siyah tiril tiril park bravo eteğim, taze makyajım, fonlu saçlarım, büyük boy siyah deri iş çantam ve siyah rugan babetlerimleyim. Karşımda turuncu t-shirt, kahverengi kapri altı lastik ayakkabı ve eldeki migros poşeti ile bana eski sevdiceğim Murphy'nin kazığını yedi ama nemo problemo. Bu hayatta belki de nadiren ben Murphy'e onun kurallarına çelme takıyorum!!
Bu koskocaman İstabul'da aynı kişi (eski erkek arkadaş) ile sürekli karşılaşma olasılığı nedir?? Tesadüf mü? Hayır lütfen tesadüf demeyin. 10 küsür milyonluk İstanbul'da 7 ayda 5 kere karşılaşmaya tesadüf diyemiyorum. Benim onu, onunda beni takip etmediğine eminim üstelik. Buna kader diyorum. Ya ben onu 11 sene önce bırakarak hata yaptım ve he’s the “one” ya da o kesinlikle hayatımın erkeği değil ve bunla yüzleşmem gerekiyor. Tek bildiğim bu tesadüf değil. Onu karşıma alıp; “Daha ne kadar karşılaşacağız işte. Kabul et, istesek de istemesek de karşılaşcağız sen kabul edene kadar. Bu tesadüf değil. Beni hayatında istemiyorsan bunu söylemen gerek ki bir daha karşılaşmayalım. İstiyorsan da kabul edip söylemelisin. Bir şekilde bunu halletmemiz gerek.”
Sonra Grey’s Anatomy’den bir alıntı geliyor aklıma bu da benim versiyonumdur sana; “Okay, here it is your choice... I still love you really, big pretend to like your taste in music, even you hate yourself/ the man I love, like sex&city more than I do, unfortunate way that makes me hate you, love you. I promise not to repeat mistakes again. You are changed - I'm changed. So pick me, choose me, love me."
Friday, August 27, 2010
Thursday, August 19, 2010
guzel gunesli sabaha kotu baslangic..
bir sebeptendir ki , artik inaniyorum...cok neseli oldugum gunlerin ardindan hep terslikler cikacak, problemler dogacak ve ben mutsuz edecek.. ve hep de dogru oluyor.. belki de hayatin kurali bu ama ben kendime yoruyorum, bilmiyorum ama 3 -4 gun rahat , huzurlu ve mutlu olayim , hemen cat kapi kotuluk habercisi karsimda..
buyuk kucuk farketmez aslinda.. ama artik neyi de ogrendim.. amaaan bosver, hersey yine duzelecek.. yarin bu uzuldugum, sinirlendigim durum ayni vahimiyetini koruyor olacak, ama ayni mutsuzlugu ve sikintiyi hissetmiyor olacagim.. demek ki cok da ustune gitmemek lazim..
cok mu basite indirgemisim...
daha kotusu gelmesin , diyerek gunume devam ediyorum..
he bu arada butun gelen mallar kirilmis, ve kahve ile kendimi yaktim ..
Tuesday, August 17, 2010
Bu blog sahipleri fırında kremalı patates yemeyi seviyor :)))
Malzemeler:
1. 2 Adet büyük boy patates
2. 1 Paket krema
3. Üzerini örtecek kadar kaşar peyniri rendesi
4. Tuz, karabiber, kimyon
Hazırlanışı:
Patatesleri soyup çok ince olmayacak şekilde dilimleyin.
Patatesleri tuzlayıp, baharatlayın.
Kullanacağınız kabı yağlayın.
Patatesleri kabınıza dizin.
Üzerine kremayı dökün.
200 dereceye ısıtılmış fırına verin ve üzeri kızarıncaya kadar pişirin.
Rendelenmiş kaşar peynirini üzerine eşit olarak dökün ve kaşar peyniri eriyip, kızarıncaya kadar pişirin.
Sıcak olarak servis yapın.
Afiyet olsun :))
1. 2 Adet büyük boy patates
2. 1 Paket krema
3. Üzerini örtecek kadar kaşar peyniri rendesi
4. Tuz, karabiber, kimyon
Hazırlanışı:
Patatesleri soyup çok ince olmayacak şekilde dilimleyin.
Patatesleri tuzlayıp, baharatlayın.
Kullanacağınız kabı yağlayın.
Patatesleri kabınıza dizin.
Üzerine kremayı dökün.
200 dereceye ısıtılmış fırına verin ve üzeri kızarıncaya kadar pişirin.
Rendelenmiş kaşar peynirini üzerine eşit olarak dökün ve kaşar peyniri eriyip, kızarıncaya kadar pişirin.
Sıcak olarak servis yapın.
Afiyet olsun :))
Tuesday, August 10, 2010
Camdan Kalpler
"Hayatın havaya attığımız 5 topla oynanan bir oyun olduğunu düşünelim: Bu toplar; İşimiz, sevdiğimiz, sağlığımız, dostluklarımız ve benliğimizdir. Bu 5 top içinde bir tek "işimiz" lastik bir toptur. Düşürürsek zıplatabiliriz. Ancak diğer 4 top camdan yapılmıştır. Düşerse kırılır, yerine konulamazlar. Bunu fark etmeli ve hayatımızı bu dengeye göre kurmalıyız. Oysa hepimiz o ilk lastik topu tutabilmek uğruna diğerlerini kırıp dökmüyor muyuz?"
Camdan kalplerimize daha çok zaman ayırabilmek umudu ile ....
"Hayatın havaya attığımız 5 topla oynanan bir oyun olduğunu düşünelim: Bu toplar; İşimiz, sevdiğimiz, sağlığımız, dostluklarımız ve benliğimizdir. Bu 5 top içinde bir tek "işimiz" lastik bir toptur. Düşürürsek zıplatabiliriz. Ancak diğer 4 top camdan yapılmıştır. Düşerse kırılır, yerine konulamazlar. Bunu fark etmeli ve hayatımızı bu dengeye göre kurmalıyız. Oysa hepimiz o ilk lastik topu tutabilmek uğruna diğerlerini kırıp dökmüyor muyuz?"
Camdan kalplerimize daha çok zaman ayırabilmek umudu ile ....
Subscribe to:
Comments (Atom)
