Tuesday, August 31, 2010

İstiyorum ki

Niye hepimiz kusursuz olmaya çalışıyoruz. En başarılı, en fit, en güzel... Ben çok yoruldum bu empoze edilen "en" olmaya çalışmaktan. Bunun hediyesi omuzumdaki sinir sıkışmasıdır.

Paşabahçedeki rafta duran 100 tane vazoya benzemektense, bir antika dükkanında tek başına vitrinde duran ve gerçekten onu beğenerek evine alacak sahibini bekleyen, hatta üzerinde de yaşanmışlıkların izini yansıtan belki minik çatlakları olan yine göz kamaştırıcı olduğu için sahip olunmak istenen benzersiz bir vazo olmak istiyorum.
(bu cümleyi nasıl kurduysam...)


Evet duydum… antika dukkanına cok az kisi girer...

Paşabahçeye girip öylesine bir şey alan biri mi (What the market offers or whatever it gets gençliği) ya da araştıran, meraklı, kendisi ile bir bağ kurmak isteyen (olgun ve dolgun ayrıca zevkli) biri mi?

İstiyorum ki beni her halimle, olduğum gibi bilerek ve isteyerek seçsin bir sonraki kişi. Salonun en güzel yerine koysun, değerimi bilsin ki sonra bir ikea parçası ile beni değiştirmesin.

No comments: